Santiago de Chile

Güzel bir başkent: Santiago de Chile

Latin Amerika seyahatimin son durağı Şili’nin başkenti Santiago oldu. Diğer şehirlerde de anlaşılıyor ama Santiago’ya geldiğinizde Şili’nin diğer Latin Amerika ülkelerinden ne kadar faklı olduğunu anlıyorsunuz.

Meksika’dan Şili’ye kadar hemen hemen tüm ülkeleri ziyaret etmeye çalıştım. Çoğu ülkede aylarca kaldım. Latin Amerika’dan bahsedilirken Şili için hep ayrı bir parantez açılır, düzeni, ekonomisi hakkında hep olumlu konuşulurdu. Kuzeyden Şili’ye girdiğimde, basit şehirlerde hatta Peru ve Bolivya sınırındaki şehirlerde bile ne kadar doğru olduğunu gördüm. Şili’nin başkenti Santiago ise hepsinin üzerinde. Bir Avrupa şehrinden farkı yok. Şehir olarak çok güzel ama ruh olarak bilemiyorum. Şili’deyken kendimi çok da Latin Amerika’da hissetmedim. Trafikte insanlar sakin, kurallara uyuluyor, yayalar ve araçlar yeşilde geçiyor, yola indiğinizde araçlar duruyor ve yol veriyor, şehirler daha düzenli, insanlar daha saygılı. Tüm Latin ülkelerindeki yozlaşma burada daha az, polise rüşvet vermeyi düşünmeyin bile. Aradığınız buysa Şili ve Santiago size çok uygun. Ancak hepsi bir arada olmuyor. Şahane insanlarla tanışmama rağmen Şili’de insanlar biraz daha kapalı, büyük şehir Santiago’da ise bu iyice hissediliyor. Daha az iletişim, daha az salsa, daha az Latin sıcaklığı, daha fazla saygı, daha fazla rock ve indie müzik vs.

Yukarıda yazdığım gibi Santiago düzenli ve güzel bir büyük şehir.  7-8 hattan oluşan düzenli çalışan bir metro sistemi var ve merkezde her yere gitmeniz mümkün. Kültür sanat anlamında her gördüğüm Latin Amerika şehriden daha çok müze, galeri ve aktivite var. Ben göremesem de etrafındaki dağlar güzel bir manzara oluşturuyor. En nihayetinde her şeyi bulabileceğiniz bir büyük şehir.

Santiago de Chile

Normalde Santiago manzarası bu şekilde. Aşağıda ise benim gördüğüm manzara var.
Foto: https://www.wellesley.edu

Santiago’ya vardığım zaman, 400km kadar güneyde Şili’nin şimdiye kadar kaydedilen en büyük orman yangını vardı. Duman bulutu Santiago’ya kadar gelmiş. Şehrin önemli manzara noktalarından şehre baktığımda, diğer gezginlerin Santiago fotolarında gördüğüm manzarayı, dağları hiç göremedim. Güney Amerika’nın en yüksek binası (300mt) Sky Costanera’nın manzara platformuna bilet satmadılar, daha doğrusu uyardı gişedeki adam, dumandan dolay manzara iyi değil diye. Şehrin önemli tepelerinden olan Cerro San Cristobal’e de gittiğimde maalesef şehrin sadece yakın bölgesini görebildim. Şans.

Santiago de Chile

Orman yangınından dolayı şehri kaplayan sis de dumandan pek bir şey gözükmüyor.

Genelde hep rahat ve acele etmeden geziyorum ama büyük şehirlerde bu iki katına çıkıyor. Büyük şehrin her tarafını görmen mümkün değil o yüzden pek plan yapmıyorum. Santiago’da 5-6 gün kadar kaldım, bir kaç turistik şey dışında genelde sokaklarda gezindim, insanlarla tanıştım, bolca yedim, bir kaç kez dışarı çıktım.

Santiago’da ilk yaptığım şey bir free walking tour, ücretsiz yürüyüş turu almak oldu. Tour4tips ile yaptım ama pek çok ekip var seçebileceğiniz, tripadvisor’a bakabilirsiniz. Santiago’nun uzak ve yakın tarihi ile ilgili pek çok ilginç şey öğrendim. Tabii ki Pinochet’nin diktatörlüğü dönemini de konuştuk. Daha sonra bununla ilgili bir müzeye de gittim. Santiago’da sokak köpeklerinin önemini öğrendim misal. Bu köpeklerin genel bir ismi var unuttum şimdi, İstanbul’un kedileri gibi, çoğunun mahallelerde evleri var, iyi bakılıyor, hemen hepsinin adı var. Köyden şehre göçle birlikte insanlar hayvanlarının bazılarını da getirmişler, tabii en önemlileri köpekler. Bunlar köylerde dışarıda yaşadıklarından şehirde de sahipleri köpekleri dışarı bırakıyorlarmış. Böylece bir başıboş ama aslında sahipli köpek popülasyonu başlamış. Geçen seneye ait bir çalışma okumuştum Şili’de 1.7 milyon sokak köpeği var yazıyordu, bunun büyük çoğunluğu Santiago’dadır. Köpekler besili ve sağlıklı. Tabii her şehirde böyle değilmiş, gelir ve kültür seviyesine göre değişiyormuş.

Santiago’da şansa kaldığım evin hemen yakınındaki Barrio Italia, Bellavista, Lastarria sevdiğim mahalleler oldu. Zaten şehrin turistik bölgelerini oluşturuyorlar. Yüzlerce bar, restoran, cafe var. Barrio Italia’da tasarım atölyeleri, antikacılar, çok değişik, alternatif dükkanlar bulabilirsiniz. Haritanızda Avenide Italia’yı bulun ve boylu boyunca yürüyün. Sağındaki, solunda caddeler de benzer şekilde. Lastaria da kültür sanat merkezi diyebiliriz. Pek çok eski bina müzeye ya da sanat aktivitelerinin yapıldığı  merkezlere dönüştürülmüş.  Günlerinizi bu mahallelerde geçirebilirsiniz, oldukça renkli ve aktivite dolu.

Santiago Cerro San Cristobal

Santiago Cerro San Cristobal’den manzara. Aslında arkada dağlar var ama göremiyoruz 🙁

Santiago’nın başlıca turistik etkinlikleri ise şöyle:  Sky Costanera’ya çıkıp manzaraya bakabilirsiniz. 300 metrelik bir binanın en üstü. Metro ile ulaşabileceğiniz bir alışveriş merkezinin içinde. En alt katta köşelerden birinde girişi ve bilet ofisleri var. Cerro San Cristobal şehrin en meşhur tepesi ve manzara seyir yeri. Yukarı yürüyebileceğiniz gibi, Bellavista tarafından gelirseniz bir funikülerle yukarı çıkabilirsiniz. Yanlış hatırlamıyorsam 1500 peso tek yön. Yukarıda güzel bir manzara, biraz daha yukarıda bir kilise, yürüyüş yolları, bir hayvanat bahçesi, bir açık havuz (havuzu görmedim ama anneler çocuklarını götürüyorlardı) ve yürüyüş yolları vardı. Bisikletçiler ve koşanlar arasında da popüler çünkü sıkı bir çıkış rotası var. Buradan teleferiğe binip parkın diğer tarafına gidebilirsiniz, diğer tarafı Sky Costenara’nın olduğu taraf. Benim tavsiyem önce Sky Costanera’ya gitmeniz, oradan teleferik ilke parka gelmeniz, 10-15 dk yürüyüşler tepenin diğer tarafındaki funiküler ile (ya da yürüyerek) aşağıya inmeniz. Ben Şubat ayında oradaydım, Santiago yaz aylarında tek kelimeyle yanıyor, dolayısı ile gittiğiniz tarihteki hava durumuna göre davranın.

La Moneda Santiago de Chile

Santiago La Moneda bahçesinde büyük mü büyük Şili bayrağı.

Patio Bellavista, Bellavista mahallesinde  bir açık pasaj diyeyim, içinde bir sürü bar ve restoranın bulunduğu bir alan, hani İstanbul’daki Çiçek Pasajı gibi. Öğlenden itibaren aktif, eğer Cerro San Cristobal’e giderseniz dönerken uğrayabilirsiniz.

La Chascona, Pablo Neruda’nın evi. Diğer bazı şehirlerde de misal Valparaiso evi var ama bu en güzeli diyorlar. Sanat koleksiyoneri de olduğundan hem şairin kendi eşyaları hem de topladığı eserleri bir galeri gibi görebiliyormuşsunuz. Cerro San Cristobal ve Patio Bellavista’ya yakın. Bir gittim, 7000 peso fiyatı görünce (40 TL) girmedim.  Sonra tanıştığım insanlar pek bir methettiler, gittim meğer Pazartesi kapalıymış. Kısmet olmadı en nihayetinde. Siz gidin ama 🙂

Santiago’da en etkilendiğim şey ise kesinlikle Museo de la Memoria y los Derechos Humanos, Hatıra ve İnsan Hakları Müzesi oldu. Ülkenin yakın tarihine damgasını vuran diktatörlük dönemini anlatan, diktatörlüğün ne kadar kötü sonuçlara yol açtığını anlatan harika bir müze. Bir ülkenin kendi tarihi ile nasıl yüzleşebileceğinin en güzel örneği. Ayrı bir yazı konusu olur, mutlaka gidin. Ücretisiz! Bizde de darbe müzesi olmalı ama hangi kafa yapacak bunu. 15 Temmuz’dan değil öncekilerden bahsediyorum.

Museo de Bellas Artes, güzel sanatlar müzesi de görülmeye değer. Ücretsiz!

La Moneda, başkanlık sarayı, bahçesi, buradaki devasa bayrak şehirdeki başlıca turistik etkinliklerin içinde. Yürüyüş turu alırsanı buraya geliyorsunuz zaten. Daha nce bu binada para basıldığı için ismi La Moneda (para). Önce binayı görün, sonra İnsan Hakları Müzesi’ne gidin. Allende’nin kendi generali olan Pinochet tarafından bu bina içinde nasıl bombalandığını izleyin. Ayrıca La Moneda’nın hemen yakınındaki Centro Cultural Palacio la Moneda galerisindeki ana sergiye bir bakın ne var diye. saat 13.00’e kadar burdaki sergiler ücretsiz. Ben bir Picasso sergisi yakaladım misal.

Museo Chileno de Arte Precolombino müzesini de tur rehberimiz çok methetti ama zilyon tane precolombino müzesi gördüğümden gitmedim.

Başka neler yaptım, neler yapabilirsiniz?

La Piojera’ya gidip Şili’nin meşhur kokteyli Terremoto içmelisiniz. Böyle yerlere bayılıyorum, süper lokal, eski püskü bir mekan, bir kaç avlu/odadan oluşuyor. Sadece lokaller ya da Latinolar var. Santiago’da çalışan çokça Latino var. Ben de buraya bir Peru ile geldim misal.  Terremoto kötü şarap ve bazı diğer şeylerden yapılıyor, en üstüne vanilyalı dondurma konuyor. Tatlı bir içki, 3 tane içtiğinizde sallandırıyor diyorlar. Ben iki tane içtim, keyfim yerine geldi.

Terremoto

Meşhur Terremoto Santiago’da içilir. Yum yum yum 🙂

Yerel içeceklerden bahsetmişken, bir arkadaşımın götürdüğü ev partisinde denediğim ve çok hoşuma giden bir şey vardı, punch gibi, kırmızı şarap ve içine doğranan çileklerle yapılıyor. İsmi Borgoña. Nefisti. Açıkçası ben Pisco kokteyllerini Peru’da daha çok sevdim ama tabii Şili’nin de milli içkisi Pisco’yu denemeden geçmeyin.

Şili’de reggeaton, salsa, bachata kuzeyindeki ülkeler kadar yaygın değil, yani herkes biliyor ama diğer müzikler, Şili cumbiası, indie, rock da çok dinleniyor. Yukarıdaki ev partisinden sonra arkadaşım beni sadece elektronik müzik çalan bir klübe götürdü. Ne yalan söyleyeyim, 2 seeden beri ilk kez bu tip bir yere geldim ve yadırgadım. O kadar latin barından sonra etrafımdakiler bana dans eden zombiler gibi geldi, neyseki dans etmeyi seviyorum, bu yaşımıza kadar dans ettiğimiz elektronik müziğe adapte olmam fazla uzun sürmedi. Ancak iki Perulu ve bir Venezuelalı ile gittiğim Massatto’da çok eğlendim misal. Kolombiya klubü diyorlar, reggaeton, salsa, bachata ve çok miktarda merengue çaldı gece boyu. Küçük bir yer, kare şeklinde barın etrafında dans ediyorsunuz.

Bir kaç bira evi, bir kaç restorana gittim ama çok kayda değer yerler değildi. Büyük şehirlerde sıkça bulunan yerler. Bir arkadaşımın çalıştığı shawarma dükkanın gittim 2 kez, döner özlemimi giderdim. Onlar yoğurt sosu ile verdiğinden biraz daha değişikti ama nefisti.

Santiago’da ulaşım metro ile çok kolay. Gece ya da metro ağı dışında bir yerdeyseniz otobüsler var. Her durakta oradan geçen otobüslerin numaraları yazıyor. Kaldığım evden bana bir toplu taşıma kartı verdiler, ona kredi doldurup metro ve otobüslerde kullandım.  600 peso gibi düşüyor. Sabah-akşam işe gidiş ve iş çıkışı saatlerinde bilet ücretleri biraz daha fazla.

Santiago şimdiye kadar gördüğüm en eşcinsel dostu şehir. Sadece Latin Amerika özelinde değil, Avrupa ve Asya’da da gezdiğim ülkeler ve şehirler arasında ilk sırada. El ele gezen çokça erkek ve kadın çift vardı sokaklarda. Bence harika bir durum.

Santiago civarında da yapılacak şeyler var, göller, şarap bağları, trekking rotaları ama hiç biri çok ilgimi çekmediği için yapmadım. Kışın kayak da yapabilirsiniz. Şili’nin asıl hikayesi tabii Santiago’dan güneye indikçe başlıyor. Puerto Montt, Puerto Varas, Puerto Natales, Chiloe, Punta Arenas vs. Tierra del Fuego ve Patagonya yani. Gidemedim. İstanbul’a geri dönmem gerekti yeni maceralar için ama mutlaka bir gün geri dönüp oraları da ziyaret edeceğim.

Leave a Reply