Medellin’i İstanbul’dan daha iyi yapan 11 sebep

İki aydır Medellin’deyim. Seyahate çıkarken niyetim sevdiğim yerlerde uzunca kalmaktı. Honduras’ın Utila adasında 1 ay geçirmiştim ancak 1 ay sonunda artık gitme vakti geldi demiştim. Kolombiya’da Medellin’e çakılı kaldım. Bıraksan daha kalırım ancak daha gezilecek, görülecek yerler var. Peki Medellin’i neden bu kadar sevdim? Millet olarak listelere alıştık. Ben de bana göre Medellin’i İstanbul’dan daha cazip kılan sebepleri listeledim. Fazlası var, eksiği yoktur.
Hava hep bahar

Hava hep bahar buralarda

1- Hava: Medellin neredeyse tüm yıl boyunca baharı yaşıyor. Yıl boyunca ortalama sıcaklık 22 derece. Ortalama en yüksek de 26 derece. Bir şehir düşünün ki hiç bir binada ısıtma yok, klima da yok. Cam açık 12 ay yaşayabileceğiniz bir şehir. Şaka değil, buradaki evlerin, apartmanların doğrudan dışarıya bakan ve camı olmayan yerleri var havalandırma amacıyla. Güneş battıktan sonra hafif bir serinlik çöküyor. Rakımı 1500 metrede olan şehirde nem az. Akşam donla atletle uyursunuz, cam açıksa üstünüze bir çarşaf çekersiniz. Yaşamak için çok ideal.

2- İnsanlar: Buna bir paragraf yetmez, sayfalar yazılır. Sadece biz Türkler değil, Avrupa’dan gelenler de Medellin insanının farklı olduğunu söylüyor. Gerçek anlamda sıcakkanlılar. Bizim gibi sevgisiz bir toplumdan kopup gelenler için daha da şaşırtıcı. Güler yüzlüler, ilgililer ve biraz meraklılar. Şimdi burada ince bir çizgi var. Medellin’in süper turistik El Poblado’su dışında eğer tipiniz turist olduğunuzu gösteriyorsa, size bakıyorlar. Ki hani ben sarışın beyaz tenli değilim. Farklıysanız söyle bir göz ucuyla bakıyorlar. Ancak tamamen meraktan Herhangi bir rahatsızlık hissetmiyorsunuz. bunu buradaki tur rehberleri de söylüyor ancak ekiyorlar sadece meraktan. Sokak satıcısından bir şey aldığımda, ya da takside nerelisin sorusuna cevap verdince ciddi şekilde soruyorlar, nasıl oralar, ne yenir, ne konuşulur diye. Samimi olarak merak ediyorlar.
3- Taksiler: Dünyanın her yerinde pek matah olmayan ve erbaplarının pek sevilmediği meslekler vardır, polis, emlakçı, taksi şoförü gibi. Medellin’de taksi ucuz, dolayısı ile 2-3 kişi isen sürekli taksiye biniyorsun. Herhalde 50 (muhtemelen daha fazla) kere taksiye binmişimdir. Bunlardan sadece ilk bindiğim taksi, yani şehre ilk geldiğimde bindiğim taksi beni biraz kazıkladı. Taksiye binmeden önce “Buraya kaça gidersin” dedim. Adam 12 TL dedi, 8’e anlaştık. Meğer Medellin’de taksilerde taksimetre varmış. Gideceğimiz yer 6 TL tuttu. 2 TL kandırıldım. Ama iki kişiydik ve çanta ve bavullarla doldurduk arabayı. Bundan sonra ilk zamanlar her gittiğimiz yer için rotayı maps.me üzerinden takip ettim. Daha sonra da git gel öğrendiğim yolları takip ettim. Bir taksi şoförü de, “ilk köprü kapalıdır ikiden gidelim” demedi. Bir tanesi bile az daha uzun rotayı seçmedi. Şoförlerin %70’i radyoda çalan şarkıya ya sözleriyle ya da ıslık çalarak eşlik ediyor. Şarkı söyleyen insandan kötülük gelmez. %99’u gideceğimiz yeri söylediğimizde “Con mucho gusto” (Memnuniyetle) diye cevap verip doğrudan kapının önüne kadar getiriyor. Yakın uzak yer konusu yok. Minimum tarife var, bindiğinde 5 TL vermek durumdasın en az. Geçen bavullarla yer değiştirirken yine şahane bir taksi şoförüne denk geldik. Bu arada taksiler hep küçük, benim dev bavulum sadece ön koltuğa sığıyor. İki kişiyiz. Taksi dolu. 6 TL tuttu. Adama 2 TL bahşiş verdim, bavullar için dedim. Almadı. Burada taksiler bavullar için para almaz dedi. Sizin güleryüzünüz için dedim, gülerek kabul etti. Sadece taksilerin kapıları konusunda hassaslar, dikkat etmek lazım 🙂 Bu arada tüm şoförler berbat araba kullanıyor Medellin’de. Taksilere özel bir durum değil, motordakiler bile çok fena gidiyor.
Bir Pazar günü şaşkınlıkla geçişlerini izlediğim bisikletliler.

Bir Pazar günü şaşkınlıkla geçişlerini izlediğim bisikletliler.

4- Bisiklet sevgisi ve yolları: Medellin çok gelişmiş bir şehir değil, bazı bölgeleri Avrupa ayarında olsa da merkezin dışındaki yerler hala gecekondu mahallesi gibi. Oralar dahil olmak üzere belediye Medellin’i daha bisiklet dostu bir yere çevirmeye çalışıyor. Şehirde bisiklet yolu ağı var. Öyle bizdeki gibi kimsenin iplemediği araç yoluna çizilmiş olarak değil, ayrıca yol ile kaldırım arasında bisiklet yolları var. Nereye gitsem görüyorum. Ayrıca belediyenin sağladığı pek çok bisiklet istasyonu var. Hani İstanbul’da sadece sahil yolunda göstermelik olan istasyonlar gibi. Şehrin her tarafında var ve sadece ulaşım amaçlı. İnsanlar işe ve okula gitsin diye. Enteresan bir kullanımı var. Bisikleti aldığınızda 1 saat içinde bir istasyona bırakmak durumundasınız. Böylece bisikletlerde sirkülasyon sağlanıyor. Hafta sonu ise şehir merkezindeki istasyonlar çalışmıyor, ama misal Parque Arvi gibi parklardakileri kullanabiliyorsunuz. Bunun dışında şehir çok ama çok bisiklet dostu. Bir Alman şehri kadar olmasa da bizimkinin kat be kat üzerinde bisiklet kullanımı var ve şoförler saygı gösteriyor. (kaldı ki araç kullanma alışkanlıkları bizden kötü) Sadece ulaşım olarak değil spor olarak da çok yaygın. “Ama İstanbul düz değil ki” diyenlere Medellin’in bir kaç fotosuna bakmasını öneriyorum. Dağların arasında. O dağların üzerine çıkan yollarda sürekli tırmanışta olan bisikletçiler görüyorum. Mayolarını giymişler yol kenarından gidiyorlar. Bazı yollarda tırmanışçılara özel levhalar var, “tepeye 4 KM kaldı, 3 KM kaldı” gibi. Tepelerdeki varoşlarda bile bisiklet kullanan çok kişi var. En büyük hobisi büyük bisiklet turlarını seyretmek olan babama durumu anlattığımda “Tabi tabi, ben tırmanış rotalarında çok Kolombiyalı görüyorum” diyerek beni şaşırtmıştı. Bir Pazar günü abartısız 100lerce belki 1000 bisikletli geçti gözümün önünde. Belediye Pazar günleri tur düzenliyor. Önde bir rehber araç, arkasında binlerce bisikletli, en arkada bir rehber araç daha. Hepsi aynı tişörtleri giymiş kalabalık için araçlar bekliyor. Ne bir korna, ne bir küfür. Çünkü arabada olmasa büyük ihtimal orada olacak. Neyse, bu “ne işin var bisikletle yolda” kültüründen gelen insanlara kolay anlatılabilecek bir şey değil.

5- Motosiklet: Medellin motosikletli cenneti. Arada yoğun trafik olduğundan sanırım, ya da şehir etrafındaki mahallelere ulaşım zor olduğundan ve her ailenin bir ya da bir kaç araba alacak gücü olmadığından (asgari ücret 650TL) herkes motosikletli. Yalnız enteresan, scooterdan çok küçük hacimli vitesli motosiklet kullanıyorlar. Tabii ki kadın erkek herkes kullanıyor. Misal kadın şoförün arkasında erkek artçı da çok normal bir görüntü. Buradaki sıkıntı, kimse koruma kullanmıyor. Sadece kask. ELdiven bile yok. Nasıl kullandıklarına ve trafiğin genel durumuna bakarsan çok tehlikeli geliyor. Bir iki kaza gördüm, çok ciddi şeyler değildi ama gerçekten sivrisinek gibi gidiyorlar.
Parque Arvi'ye gitmek için teleferik kullanırsanız, manzara bu şekilde.

Parque Arvi’ye gitmek için teleferik kullanırsanız, manzara bu şekilde.

6- Parklar: Medellin için, özellikle merkezi için yeşil bir şeyi diyebilirim. Hele İstanbul ile kıyaslarsan, yemyeşil bir şehir. Özellikle benim kaldığım Laureles, Estadio, Conquistadores, El Poblado doğal olarak yeşillik içinde yerler. Buna ilaveten etrafta irili ufaklı pek çok park var. Bu parklar da şehir merkezinde. Bir Alman seyyah demişti ki, bir şehirde toplu taşıma kullanarak bu kadar kolayca parklara gidebilmek şaşırtıcı. Ormanlarında kaybolacağınız parklara ulaşmak için metroya binmeniz yeterli. Doğal ormanlar haricinde ufak parkların hepsinde internet bağlantısı var. Parque Arvi, Botanik Bahçesi gibi büyük ormanların yanında merkezlerde daha küçük parklarda da örtünüzü alıp yayılabileceğiniz parklar var. Biz 10 sene önceye kadar çimlere basamıyorduk İstanbul’da.

7- Köpek sever bir şehir: Köpek sever dedim çünkü dışarıda sahibi tarafından gezdirilen o kadar çok köpek var ki, rakam herhangi bir yerde gördüğümden çok daha fazla. Köpekle restorana, alışveriş merkezine girmek serbest. Ancak bir o kadar da temiz. Yollarda hayvan pisliği görmeniz çok çok zor. Sokaklarda ise sokak hayvanı yok. Bir tane sokak köpeği, kedisi görmedim. Hayvanları çok severim, İstanbul’un da sokak kedisi,köpeği meşhurdur ama bence az gelişmişlik ve hayvanseverliğe ters bir görüntüdür. Sokak hayvanlarına üzülürüm çünkü insanların sorumsuzluğundan oradadırlar.
Normalde hep dolu olan bir alt geçit barının Noel manzarası.

Normalde hep dolu olan bir alt geçit barının Noel manzarası.

8- Pazar ve Bayram tatili: Enteresan bir madde gibi gelebilir. 3 milyon büyük bir şehir olmasına rağmen burada insanların tatiline ve özel günlerine dikkat edildiğini gözlemledim.  24 Aralık Noel gecesi. Dışarıda yiyelim dedik saat 17.00 den sonra açık hiç bir yer yoktu. 25 Aralık’ta hayalet şehirdi. Keza 31 Aralık ve 1 Ocak için de aynı şey geçerli. Herkes önemli günleri ailesi, eşi dostuyla geçiriyor ve işletmeler de buna saygı gösteriyor. Bizde tam tersi. Arife günü gece 12’ye kadar tüm dükkanlar açık, bayram tatili diye bir şey yok. Devlet daireleri ve özel sektördeki beyaz yakalılardan bahsetmiyorum tabii. Restoran, cafe, market, dükkan vs. Hiç de hayıflanmadım açık yer olmadığı için, bilakis çok hoşuma gitti. Yine Pazar günleri de benzer şekilde çoğu yer kapalı. Güzel. Herkesin dinlenmeye hakkı var. Ama biz o kadar aç gözlüyüz ki Pazar günü de açık olsun istiyoruz bankalar.

Hayat sokakta. Her çeşit ızgarayı bulmak mümkün.

Hayat sokakta. Her çeşit ızgarayı bulmak mümkün.

9- Sokak yemekleri: Avrupa’da gezdim, Asya’da gezdim, şimdi Latin Amerika’dayım, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki İstanbul’da sokak yemeği diye bir şey yok. Ya da vardı da kalmadı. Maç önünde duran simsiyah köfte arabaları dışında bir şey görmek mümkün değil. Simitçileri saymıyorum, yemek diyorum. Medellin’de ise aksine hem gündüz ama özellikle akşamları büyük bir sokak yemeği hareketliliği var. Tezgahları çoğu et ürünü satıyor. Meyve, arepa, empanada, pastel satanlar da çok ama burger, sosisli, türlü türlü ızgara et satanlar çoğunlukta. Almanya’daki sosisli büfeleri dışında ben hayatımda bu kadar temiz işletmeler görmedim. İşletme diyorum çünkü hepsinin geneli metal olan teşkilatlı arabaları var. Arkadaş o arabalar her gün yıkanıyor. Sokakta et yapanlar, öncelikle yere kalın bir plastik seriyorlar. Hani aklınıza siyah çöp poşeti ya da şeffaf naylon gelmesin. Kalın, kaliteli gözüken renkli plastiği yere seriyor, etraf yağlanmasın diye. Metal arabalar pırıl pırıl parlıyor. Nasıl da kalabalık hepsinin önü. Hepsinin sabit bir yeri var. Bazıları restoranların önünde ya da yakınında. Kimse kışkışlamıyor. Şöyle bir şey gördüm. Amcamız bir ağacın dibine tezgah açıyor, ağaçların etrafında da beton üstü fayanstan set var, insanlar otursun diye. Adam kaldırımda arabasının yanındaki seti temizliyor elinde fısfısla, müşterileri oraya oturacak diye. Vietnam’da da hayat sokakta ama aynı temizlikte değil 🙂 Burada yediğim sosisli gibi başka yerde yemedim. Ucuz değiller 7-8 TL civarı ama komple öğün gibi. Sosis, peynir, kibrit patates, bacon, peynir ve üzerine çok sevdikleri pembe sos. Off.

kadinlar

Ortalama bir bardan sıradan manzara. Foto bana ait değil.

10- Kadınların durumu: Bu yine çok uzun bir konu. Geçmişte Kolombiyalı kadınların hiç bir hakları yokmuş. Dinen doğum kontrolü de yasak. 2 jenerasyon öncesinin 10+ çocuğu olması gayet normal bir durum misal. Bu durum nasıl olduysa (salt eğitim değil de biraz ekonomik sebeplerden) değişmiş. Medellin’de benim gözlemim kadınlar bizim ülkemizde olduğundan çok daha rahatlar. Tabii ki hala maço bir toplum Kolombiya, aynen bizim gibi. Ancak şöyle farklar var. Öncelikle burada bir iş eşitliği var. Polis kadın da var, taksi şoförü de, restoranlarda çalışanların çoğu kadın, hatta bazı yerlerde sadece kadınlar çalışıyor, yol inşaatında çalışan kadın da var. İspanyolca dersi için evine gittiğim Jorge, evde olan temizlikçiye sordu, sence erkeklerin yapıp kadınların yapamayacağı, engellendiği bir iş kolu var mı diye sordu. Kadın düşünmeden “hayır” dedi. Kılık kıyafet durumu çok acayip. Moda anlayışları bizim zevkimize göre bir rüküş olsa da, herkes istediği gibi giyiniyor. Vücut şekline bakmaksızın çoğu kişi kısa tişörtlar giyiyor. Büyük bir estetik akımı olduğundan kadınların çoğu göğüs dekolteli kıyafetleri tercih ediyor, yatırımını göstermek için. Şifon, transparan, mini şort sadece gençlerde değil, geçkin diyebileceğimiz yaştakiler için de seçenek. Bunları yazmak hem üzücü hem utanç verici ama buradaki gayet normal kıyafetli, gayet normal fizikteki bir kadın İstanbul’da bir kaç sokaktan fazla gidemez. Kot pantolon, tişört giyen arkadaşlarıma istanbul’un kalbur üstü yerlerinde “motor” denildiğini bildiğimden buradaki kadınların bu konuda bizden ışık yılı uzakta olduğunu söyleyebilirim. Medellin’in kadınların güzelliği dillere destandır. Gerçekte de öyle. Yabancı biri yazmış, burada Exito’da bile (bizdeki Migros) dünyanın herhangi bir yerinde göreceğinden daha çok güzel kadın görürsün diye. Haklı. Çoğunda göğüs estetiği olan Medellin kadınları üstüne oldukça bakımlılar. Etraftaki güzellik merkezleri hep dolu. Buradaki manikür pedikür sektörü epey gelişmiş. Kadınların ayak tırnakları hatta bazen el tırnakları hep boyalı. Yani French manikür ya da tek renkten bahsetmiyorum, bayağı şekiller vs var. Bazen yolda Kolombiyalıların bile dönüp baktığı tipler oluyor, Nikki Minaj fiziğinde, havasında kadınlar. Maalesef erkekler için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Geneli pek tırt. Giyimleri de kadınlarınkine benzer rüküşlükte. Daha da beter hatta. Elbette arada yapılı, yakışıklı latinolar yok değil ama az. Yaşa bakmaksızın birada kadın kadına dışarı çıkanların sayısı çok fazla. Sokakta, parkta içenden tut, barda sarhoş olan teyzelere ya da bir diskoteke eğlenmeye giden kadın grupları normal bir manzara. Tek başına çıkan çok görmedim, gerçi tek başına gideceğin çok fazla yer yok. Burada Atletico Nacional’in şampiyonluk maçında etraftaki kalabalığın %30-40’ı kadındı, çoğu formalıydı. Maçı seyreden kadın grupları vardı. Misal bizde erkeklerin arasına forması ve mini şortuyla giren, çıkamaz.

11- Dans: Ayrı bir yazının konusu olacak kadar geniş, buradaki dans kültürü çok çok acayip. Dans ayrı bir lisan ayrı bir iletişim yolu. Salsa, Bachata, Merengue, Reggaeton ile birlikte Karayip kıyısı dansları Vallenato hemen hemen tüm diskoteklerde çalıyor ve herkes dans ediyor. Bunlar barlarda yapılan danslar, her bölgenin özel folklorik dansları da var, onlarca, onlardan bahsetmiyorum. Aile içinde dans ederek büyüyorlar. Kadın erkek vücutları oldukça kıvrak. Hani bir 9/8 lik oynuyoruz da kendimizi bir şey sanıyoruz ya Avrupalı dans edemeyince, hah, bir buraya gelin buradaki dansları deneyin. Kütük gibi kalıyoruz. Herkes herkesle dans ediyor. Bizde zaten dans etmek diye bir şey yok. Hatırlıyorum, ben gençken dans etmeye gitmek diye bir deyim vardı. Artık öyle bir şey yok. İstanbul’un berbat bir gece hayatı olduğunu bir kaç ülkeye gitmiş herkes bilir. En azından benim eğlence anlayışıma göre. Elinde içki, sağı solu kesmek dışında bir eğlencemiz yok. Eskiden Andromeda vardı, Julianas vardı, diskotek gibi bir kavram İstanbul için de vardı. Biz zaten gitmiyoruz da, şimdi dans etmeye gidelim diyince bir yabancı misafir, lan nereye götürsek ki diye düşünüyoruz. Bir iki yer varsa onun da sikko bouncerları, sikko kıyafet kuralları seni pişman eder. Burada herkes, her yerde, her şekilde dans ediyor. Bir kaç üst seviye kulüp dışında tişortla giremeyeceğiniz yer yok. Bir de herkes herkesle dans ediyor. Karşı gruptaki/masadaki bir kadını dansa kaldırdığınızda hayır demesi anormal olur. Tanımadığın bir insanı dansa kaldırmak bizim için son derece ters bir olgu. Dans teklif edenin de edilenin de bir beklentisi olması, biririnden hoşlanması gerekiyor gibidir hep. Burada sokakta tanımadığın birine adres sormak ne kadar normalse, birini dansa kaldırmak o kadar normal. Benim yaşadığım bir olay değil ama İstanbul’da latin dans gecelerinde bile özellikle kadınların çok suratsız, çok seçici olduğunu söylüyorlar. Normal. Bizie her alanda kadın erkek ilişkileri gergin. Burada kadın tanımadığı adamla raggaeton dans ederken gözünüze inanamazsınız. Eşli danslarda da aradan tren geçecek şekilde değil, dansın gerektirdiği neyse o şekilde dans ediliyor. Kimse tensel temastan çekinmiyor. Birini dansa kaldırmanın, dans edip eğlenmekten başka bir anlamı yok. O yüzden Latin Amerika’ya gelecekseniz, İspanyolca’dan önce dans öğrenin derim 🙂
Şimdi bunları listeledim ama mutlaka “Ama bir Boğaz” değilciler de vardır yorum yapacak. Kolombiya Türkiye’den daha iyi bir ülkedir gibi bir iddiam yok ama ben İstanbul yerine Medellin’de yaşamak isterdim. Bizde de berbat olan eğitim, sağlık konularına hiç girmedim, şükür hiç ihtiyacım olmadı, tecrübe etmedim.
Edit: Elbette unuttuğum konular olacaktı. Buyurun buradan da yakın…
11+1- Musluktan su içebilmek: Kolombiya’nın geneline değil, Medellin’e özel bir durum, burada musluktan su içilebiliyor. Bunun ne kadar büyük bir lüks olduğunu bu yazıda anlatmaya çalıştım.

3 Comments

  • Erol Aynaci 03/01/2016 Reply

    Yazini buyuk bir keyifle okudum. Cok guzel ve dogru yazmissin usta, eline saglik.

    • Serhat 06/01/2016 Reply

      Eyvallah Erolcum. Unuttuklarım da çok 🙂

  • Cihat 09/03/2017 Reply

    Okulum bu sene bitiyor ve biraz birikim yapıp Eylül-Ekim 2017 gibi Medellin’e yerleşmeyi düşünüyorum. 3-4 ay kendimi geçindirecek kadar yanıma para alacağım ama ondan sonrası ne olur bilemiyorum 🙂 3-4 sonra eğer iş bulabilirsem uzun süre kalırım ama iş bulamazsam dönmekten başka çarem yok gibi. Bakalım artık hayırlısı. Blogunuz benim için güzel bir rehber oldu,teşekkür ederim.

Leave a Reply