Belize City – Livingston geçişi ve Punta Gorda

Belize’de Caye Caulker’da geçirdiğim 4 günden sonra artık güneye gitme vakti dedim. Hedefim güneye Punta Gorda’ya inmek, oradan Guatemala’ya Puerto Barrios’a geçmek, oradan tekrar tekneye binip, biraz geri gelip Livingston’a gitmek. Pazar sabahı saat 08.00 deniz taksisini yakalayacak şekilde otelden ayrıldım. Hostelden 2 kişi daha o gün ayrılıp Meksika Cancun’a uçacaklardı. Onlarla beraber geçtim, ayarladıkları taksiyi kullanarak kendimi otobüs terminaline bıraktırdım ve zaten “Dünya para alıyorsun, bunun için de ekstra para alma olur mu?” diyerek indim. Mesafe oldukça yakındı 🙂

Belize City'den başlayan rotam. Bir günde yapmak mümkün olmadı.

Belize City’den başlayan rotam. Bir günde yapmak mümkün olmadı.

İlk işim James Bus Line otobüsünü bulmak oldu. Belize City’den güneye inen otobüsleri var.James Bus Line web sitesi şöyle başlıyor “Welcome to Belize’s #1 Bus Service Provider. We provide convenient, friendly, affordable and reliable transportation services across the nation of Belize.” Beklentim büyüktü, gel gör ki realite chicken bus 🙂 9.10’da otobüs terminalindeydim, 9.15 de otobüs kalktı. Ayakta yolcu almıyorlar, herkes oturuyor. Guatemala’da havada bile giden var hiç bir yere sığamadığı için, dolayısı ile iyi sayılır. Yola çıkınca, açık camlar, hızlı otobüs, püfür püfür bir yolculuk başladı. “İyi ki yola çıktım” diye düşündüm. Yolda olmak güzel. Tek endişem bavulum. Arkaya koydular ama yolculuk boyunca üzerinden neler geçti zavallının. Benden büyük çeşitli şekillerde paketler, kutular, sırt çantaları, vantilatör, tekerlekli koli taşıma zımbırtıları. Dikdörtgen olan çanta inerken üçgen şeklindeydi. Neyse, ben Belize’nin güneyine, Punta Gorda’ya gidiyorum. Toplam 6 saat sürecek yol. Otobüs belli başlı önemli yerlere uğruyor. Koltuklar sentetik deri, sırtın, kıçın sırılsıklam. Sürekli havalandırmaya çalışıyorsun. Bir ara yanıma irice bir kız oturdu. Nerelisin dedim, Amerikalıyım dedi. Ben Türk’üm diyince, şaşırarak “Ben de yarı Türk’üm, babam Türk” dedi. Yolda gördüğüm tek Türk oldu kendisi, sayılırsa. Sürekli geliyorlarmış Türkiye’ye. Annesi Brezilyalı, babayla okulda tanışıyorlar. Multi kültürel bir aile ortamı. Nefis.

Bazen azla yetinmek gerekiyor.

Bazen azla yetinmek gerekiyor.

Saat 15.00 gibi Punta Gorda’ya geldim. Otobüs beni bir benzinlikte indirdi, buradan düz devam et, sınır kontrolü var, saat 16.00’daki tekneye binersin dedi. Allah dedim, herşey tıkırında. 300-400 metrelik yolu elimde bavulla yürüdüm. Sınır kontrolde güvenlik “Saat 16.00 motoru olmayacak” dedi. “Neden?” dedim, “Gelmedi çünkü” dedi. Orta Amerika’ya hoşgeldiniz 🙂 Pazar günü ölü gün, karşıdan gelen olmayınca, tekne gelmemiş. Mecbur orada konaklanacak. Ertesi gün sabah “garanti” tekne için biletimi aldım ve buraya yakın bir otele gittim. Kapısında 5 dk sonra geleceğim yazıyor. Oturdum, bekledim. 10-15-20 dakika. Sonunda aradım. Daha 2 saat var gelmeme, sen geç içeride dinlen dedi. Açık odası olsa kabul edebilirdim, leş gibiyim, duş yapıp etrafı gezmek istiyorum. Sağa sola sorarken, net şarapçı bir abi, “Annemin dükkanında odalar var” dedi. Peşine takıldım. Basit bir bakkalın arkasında 4-5 tane oda var. Odalar film seti. Benden başka kimse yok. Adam bana “15 dolara Karayip’te deniz kenarında kalıyorsun, daha ne istiyorsun” dedi. Hemen tepemde bana kötü kötü bakan 3 tane koca köpek var. Allahtan atlamaya cesaret edemiyorlar, sadece epey havladılar. Neyse odayı tuttum. Güç bela duş yaptım, kendimi attım dışarı.

Hollandalı çift Loek ve kız arkadaşı ile uzun bir tekne yolculuğu sonrası Puerto Barrios'a vardık.

Hollandalı çift Loek ve kız arkadaşı ile uzun bir tekne yolculuğu sonrası Puerto Barrios’a vardık.

Punta Gorda küçük bir kasaba. Günlerden Pazar olunca iyice ölü. Bu arada Belize’de güneye inince işaretler, konuşmalar İspanyolca’ya döndü. Elimde kindle, boş boş gezerken, sokağın birinde duman gördüm. Bu elbette yanan bir barbekü demekti. Hemen yanaştım. Açık bir restoran, bir çalışan tavuk yapıyor. Deniz kenarı bir restoran. İçeride 2-3 masa var. Selam verdim, şöyle bir denize baktım. Dışarıda oturan yabancı bir çift çarptı gözüme. Döndüm, bara gittim, sipariş verirken, yabancı çiftin kadın olanı da bara geldi sipariş vermeye. Nerelisin dedi, Hollandalılarmış, başladık konuşmaya. Masalarına davet etti. Loek ve Sophie tanıştığım en eğlenceli çiftlerden biri. Loek 5 ay önce Türkiye’de çalışmış, Gölcük’te bir fabrikada. 3 boyutlu printerlar hakkında birşey yapıyor. İstanbul’u, özellikle Karaköy tarafını gayet iyi biliyor. 3-4 saat lafladık, gece güzel geçti. Onlar da tekne yüzünden burada kalmışlar. Sabah görüşmek üzere ayrıldık.

Bu ufak tekneyle dünyayı taşıyorlarlar.

Bu ufak tekneyle dünyayı taşıyorlarlar.

Sabah kahvaltı sonrası sınır kontrolünden geçip, 40 belize doları çıkış harcını ödeyip, tekneye bindik. Ben bavulum için endişe ederken baktım millet çamaşır makinesi, otomobil parçası vs taşıyor. 1 saat süren zıplamalı, rüzgarlı yolculuk sonunda Guatemala’ya Puerto Barrios’a geldik. Bu taraflarda sınır işlemleri o kadar rahat ve laylaylom ki. Tekneden inip 500 metre ilerideki büroya gidiyorsun merhaba ben geldim diye, damganı alıp çıkıyorsun. İskeleye dönüp Puerto Barrios – Livingston teknesini buldum. Saat 11.00 toplu taşıma teknesini yakalamıştım ama dolmuş. Bunun fiyatı 35Q. Sonraki 14.00’de.

Ancak 50Q verip bilet alıyorsun, 5 kişi daha gelirse tekne kaldırıyorlar. Yarım saat içinde bir tekne kalktı ve Livingston’a ulaştım.

Kalacağım Casa Nostra’nın sahibi Stuart iyi tarif vermişti, zaten yeri oldukça kolaydı. 3 gece kalıp, Honduras – Utila’ya doğru yola çıkacağım. Epik bir yolculuk olacak o da.

Leave a Reply